2021

Avrupa Resminde Adalet Alegorisi - Zerrin İren Boynudelik⇒

5 Mart 2021 Cuma 19:00 - 21:00

Platon Devlet’te Sokrates’i ideal devlet hakkında konuştururken dört erdemden söz eder ve devletlerde olması beklenen bu erdemlerin aynen insanlar için de geçerli olduğunu ileri sürer. Bunlar, adalet (doğruluk), basiret (bilgelik), metanet (cesaret) ve ölçülülüktür. 

Kardinal erdemler olarak tanımlanan bu insanlık halleri Rönesans’tan itibaren sanatçıların ilgisini çekmiş ve alegorik figürler olarak resmedilmişlerdir.

Bu seminerde, Raffaello Sanzio’nun 1520 yılında Vatikan’da bulunan Palazzo Pontificio’nun Konstantine Salonu fresklerinde yer alan Adalet Alegorisi bağlamında hem erdemi hem dönemi hem de betimlemenin kendisini konuşacağız.

Katılım Ücreti: 80TL

Bilim Devriminin Felsefi ve İktisadi Kökenleri - Hilmi Yavuz⇒

06 Mart 2021 Cumartesi 11:00 - 13:00

Avrupa'nın zihin tarihindeki büyük dönüşümlerden biri, belki de en önemlisi, XVII.yüzyılda gerçekleşti:'Bilim Devrimi'! Bu büyük dönüşüm hangi koşullarda ortaya çıktı?

Felsefe alanında Nominalizm, ekonomi alanında Kapitalizm, bu bağlamda Bilim Devrimi'ni nasıl belirledi?

Katılım Ücreti: 80TL

Resimde Ekmek  - Emine Önel Kurt⇒  &  Zerrin İren Boynudelik⇒

7 Mart 2021 Pazar 11:00 - 13:00

Tahıl tarımın başlamasından kısa bir süre sonra keşfedilen ekmek hayati kabul edilmiş, önce çok tanrılı ya da tek tanrılı tüm inançlarda kutsanmış ve istisnasız her kültürde ve onun sanatsal üretiminde bir şekilde yer almıştır. Bu seminerde 17. yüzyıl Hollanda resim sanatında günlük hayat konulu resimleriyle tanınmış Jan Steen’in, Fırıncı Arent Oostwaard ve Karısı Catharina Keizerswaard adlı çalışmasını ekmeğin yemek ve sanat tarihindeki yeri hakkındaki bilgilendirmeler eşliğinde ele alacağız.

Katılım Ücreti: 80TL 

Dünya Emekçi Kadınlar Günü Özel Programı

Kadın Müzisyenler ve Eserlerinden Seçmeler -  Ayşe Tütüncü ⇒

8 Mart 2021 Pazartesi Saat 15:00 - 17:00

Dünya yüzünde şu anda yaşayan müzisyenlerin acaba kaçı erkek, kaçı kadındır? Bunu Türkiye için de sorabiliriz. Kadın bestecilerin ve kadın enstrüman çalıcılarının ne kadarını tanıyor, biliyor ve eserlerini takip edebiliyoruz? Kadın müzisyenler görünüyor mu, yani varlıkları ve yaptıkları yeterince belli oluyor mu, yarına kalıyor mu? 

Bu sorular buluşmamızla ilgili sadece ısınma babında bazı ön sorular. Bu 8 Mart'ta, 1900'lerden bu yana ülkemizdeki bazı kadın müzisyenlerin hayat hikayeleri, müzikle ilişkileri ve eserleri hakkında vaktimiz yettiğince konuşacağız ve ulaşabildiğimiz eserlerinden bazı örnekleri dinleyeceğiz. 

8 Mart'ların senenin bütününe yayılacağı günlerin yakında bir gün gelmesi umuduyla, 

Etkinlik Ücretsizdir

İyonya Filozofları Kimlerdi? - Ahmet Arslan⇒

12 Mart 2021 Cuma 19:00 - 21:00

İyonya filozofları olarak da bilinen İlkçağ doğa filozofları, Thales, Anaksimender, Anaksimenes’dir. Günümüzdeki anlamında felsefi ve bilimsel düşüncenin kurucuları veya ilk temsilcileridirler. İyonya filozofları insanlık tarihi içinde zihnin keşfedilişinin veya dinsel/efsanevi düşünceden felsefi/bilimsel düşünceye geçişin müjdeleyicisidirler.

Katılım ücreti : 80TL 

2021’in Favori Tatili: Mavi Yolculuk

Ali Boratav⇒ ile Mavi Rotaların Sırları, En Keyifli Durakları...

Gökova’dan Kekova’ya Türkiye mavi yolculuk kıyılarındaki 600 mil uzunluğundaki kıyı şeridi. Mavi yolculuk koylarının tarihi, doğası, insanları, çevre ve kültürel özellikler, lezzet durakları, körfezlerin coğrafi ve iklimsel özellikler denizlerinin sırları. Drone fotoğrafları ile favori koylar. Harita üstünde ortak çalışma...

Gökova Körfezi

13 Mart 2021 Cumartesi 11:00 - 13:00

Halikarnas Balıkçısı’yla mavi yolculuğun başladığı cennet. Mersincik, Bördübet, Çatı, Amazon, Yediadalar, Longöz, Karacasöğüt, Sedir Adası, Akbük, Çökertme. Deniz ve karanın dantel örgü gibi iç içe girdiği bir coğrafyada doğa ile baş başa kalmak için 108 ideal küçük koy...

Katılım Ücreti: 80TL 

Lezzet ve Baharat - Vedat Ozan⇒

14 Mart 2021 Pazar 11:00 - 13:00

-Dilin bir tat haritası var mıdır 
-Tat, koku, aroma, yakıcı acılık farklı kavramlar mıdır?
-Baharat nedir?
-Karabiber veya kırmızıbiber, biber midirler?
-Baharat ticareti dünyada neleri değiştirdi?
-Yeni ortaklıklar: “Avrupa Hindistan Şirketleri”

Katılım Ücreti: 80TL

İyonya filozoflarının temel meseleleri nelerdi? - Ahmet Arslan⇒

19 Mart 2021 Cuma 19:00 - 21:00

Esas ilgileri en genel anlamda doğa, onun yapısı, işleyişi, genel yasaları, varlık ve oluş  gibi problemler olmakla birlikte toplum ve insan, insani kurumlar  (ahlak, devleti mutluluk vb) üzerine de ilk doğacı, tutarlı, işlenmiş kuramları geliştirmişlerdir.

Katılım ücreti : 80TL 

Ali Boratav ile Mavi Rotaların Sırları, En Keyifli Durakları 

Hisarönü-Yeşilova Körfezleri 

20 Mart 2021 Cumartesi 11:00 - 13:00

İşte denizciler dünyasında son yılların moda rotası: Knidos, Kurucabük, Bencik, Orhaniye, Dirsek Bükü, Adaboğazı, Oğlanboğuldu. Yaz aylarında herkesin toplandığı 115 küçük koy, temiz denizler ve pek az denizcinin bildiği gizli mola noktaları...

Katılım Ücreti: 80TL

Homo Utopicus: Yokülkeye yolculuk  - Mustafa Arslantunalı 

21 Mart 2021 Pazar 11:00-13:00

Seminerde, ütopya fikrinin ve ütopyacılığın tarihi ele alınacak – tabii geleceği de... Gelecek bilinci olan tek hayvan olarak insan aslında “ütopya kuran hayvan” diye de tanımlanamaz mı? Eğer böyleyse, son zamanlarda ütopyanın ve ütopyacılığın totaliter, otoriter ve ayakları yerden kesik olarak tanımlanmasına, ütopyacılıktan uzak durulmasına ne demeli? Homo economicus’un fendi homo utopicus’u yendi mi çoktan? Yoksa yaşadığımız anti-ütopyacı dönem bitiyor mu? Ütopya ile distopya birbirlerine ne kadar uzaktır? Bambaşka bir dünya tasarlanabilir mi gerçekten? Başka bir dünya gerçekten mümkün müdür? Birinin ütopyası bir başkasının distopyası oluyorsa, bu başka dünyaları tasarlamanın anlamı ne? Seminerde, belli başlı ütopyalardan, bilimkurgu eserlerinden ve ütopik arzu nesnelerinden –bir sunum eşliğinde– verilecek örneklerle işte bu ve benzeri sorular tartışılacak. 

Katılım Ücreti: 80TL

İyonya filozoflarının düşünce tarihine katkıları?- Ahmet Arslan⇒

26 Mart 2021 Cuma 19:00 - 21:00

Toplum ve insan, ahlak ve devlet üzerine ilk doğacı ve tutarlı kuramları geliştirmiş olan İyonya filozofları felsefi ve bilimsel düşünceyi mümkün kılmışlardır.

Katılım ücreti : 80TL  

Ali Boratav ile Mavi Rotaların Sırları, En Keyifli Durakları 

Kalkan-Kaş-Kekova Kıyıları; Göçek-Fethiye-Belceğiz Körfezleri

27 Mart 2021 Cumartesi 11:00 - 13:00

Yemyeşil çam ormanları ile lacivert denizlerin buluştuğu baştan çıkarıcı bir coğrafya. Göbün, Skobea, Sarbala, Tersane Adası, Kalemiye, Karacaören, Gemiler Adası, Ölüdeniz. Birbirinden güzel 81 küçük koyda mavi safarinin sırları...

Doğa, tarih ve tertemiz denizlerle kaplı bu mavi gezide keşfedilecek 39 küçük koy ve akıl almaz bir tarihi miras var. Bölgenin yıldızı Kekova, yıllardır tüm dünya denizcilerinin de gözdesi. Yediburunlar, Patara, Pırnaz, Kaputaş, Limanağzı, Aperlai, Üçağız, Simena-Kaleköy, Batık Şehir…

Katılım Ücreti: 80TL 

Resimde Mutfak

Emine Önel Kurt⇒  &  Zerrin İren Boynudelik⇒

28.Mart 2021  Pazar Saat 11:00 - 13:00

Avrupa resminde mutfak sahneleri, konusunu günlük hayattan alan resimlerin popüler olduğu 17. yüzyılda ağırlık kazanır. Bu resimlerde, av hayvanlarından şaraba, meyvelerden sebzelere envai çeşit yiyecek ve içeceğin yanı sıra o dönemde kullanılan mutfak eşyaları betimlenmiştir. Hem resmin yapıldığı döneme ilişkin günlük alışkanlıkların hem de kimi zaman görünenin ardındaki simgelerin izini sürebileceğimiz mutfaklara ve yemek hazırlıklarına David Tenier’nin Mutfak adlı tablosu eşliğinde bakıyoruz.

Katılım Ücreti: 80TL

Tasavvuf Düşüncesi ve Felsefe İlişkisi  (ı) - Hilmi Yavuz

2 Nisan 2021 Cuma 20:30 - 22:00

-Tasavvuf düşüncesinin başlangıcı, kaynakları ve tasavvufî kavramlar 

Katılım Ücreti: 80TL

Elma - Ahmet Uhri⇒

04 Nisan 2021 Pazar 11:00 - 13:00

Elma konusunda Adem ile Havva'dan Türklerin kızıl elmasına oradan Newton'a ve en son olarak da Apple bilgisayar kadar elma hakkında öğrenmek isteyip de soramadığınız her şey bu sunumda yer alacak diyebiliriz. Gördüğünüz gibi iddialıyım.

Katılım Ücreti: 80TL

Tasavvuf Düşüncesi ve Felsefe İlişkisi  (II)- Hilmi Yavuz

9 Nisan 2021 Cuma, 20:30 - 22:00

-Tasavvuf’un “devir nazariyesi”: Nüzûl ve Urûç. Hallac-ı Mansur ve İbn-i Arabi

Katılım Ücreti: 80TL 

Yeşil Yeni Düzen- Ahmet Atıl Aşıcı

10 Nisan 2021 Cumartesi 11:00 – 13:00

2019'da Avrupa Birliği'nin resmi kalkınma programı olarak hayata geçen Yeşil Yeni Düzen kavramının kökenleri nelerdir?  Yeşil Yeni Düzen nasıl bir dünya tahayyül eder ve ne tür araçlar / politikalar kullanır? Yeşil Yeni Düzen'in 1930'lar Yeni Düzen programlarıyla ilişkisi nedir? İklim Krizi, 2. Dünya Savaşı sonrası kurumsallaşma / kamplaşmaya benzer bir yönelime mi itiyor ülkeleri? Yeşil Yeni Düzen "zengin" ülkelerin güç yitirebileceği bir lüks mü yoksa bir zorunluluk mu? Türkiye bu yönelime sessiz kalabilir mi? Yeşil Yeni Düzen Türkiye için ne tür fırsatlar barındırıyor?

Programda Krizler ve Dönüşümler; Yeşil Yeni Düzenin ortaya çıkışı, ÜÇLÜ krizle (Ekolojik, Ekonomik ve Toplumsal) ilişkisi ve 1930 dünyasıyla benzerlikleri ve Yeşil Yeni Düzenle İlişkili Somut ve Güncel Meseleler; Avrupa Yeşil Düzeni, Küresel İklim Rejimi ve Türkiye Ekonomisine Etkileri konuşulacak.

Katılım Ücreti: 80TL 

Tarih ve Coğrafya Penceresinden Dünya Mutfakları  - Elif Edes Tapan

11 Nisan 2021 Pazar 11:00 - 13:00

Bilinen İnsanlık tarihi boyunca keşiflerin, göçlerin, savaşların, teknolojinin getirdikleri ile bugün belli mutfaklara ait olduğunu düşündüğümüz gıdaların, pişirme tekniklerinin, sofra ritüellerinin…çıkış noktalarına keyifli bir yolculuk.

Katılım Ücreti: 80TL

Tasavvuf Düşüncesi ve Felsefe İlişkisi - Hilmi Yavuz

16 Nisan 2021 Cuma, 20:30 - 22:00

-Tasavvuf epistemolojisi

Katılım Ücreti: 80TL

Resimde Çay Kahve Çikolata - Emine Önel Kurt⇒  &  Zerrin İren Boynudelik⇒

17 Nisan 2021 Cumartesi  11:00 - 13:00

Avrupa sanat tarihinde yeme içme konulu resimleri ele aldığımız seminerlerde bu kez sıra çay, kahve ve çikolatada. Birlikte bazı soruların yanıtlarını arayacağız: Tüketilmeye başlanmalarıyla birlikte adeta dönemin modası olacak bu içecekleri kimler içerdi? Resimde bu içeceklerden birini gördüğümüzde hangisi olduğunu anlayabilir miyiz? Sunum şekilleri, bardakları farklı mıydı? Nerelerde içilirdi? Çay, kahve ve çikolatanın sosyal, kültürel, tarihsel ve siyasi süreçlerini resimler aracılığıyla izleyebilir miyiz? 

Katılım Ücreti: 80TL

Hayatını bir yalan üzerine kurmak: Coleman Silk'in hikayesi - Soli Özel⇒

18 Nisan Pazar 11:00 - 13:00

Philip Roth’un “The Human Stain” (İnsan Lekesi) romanından Robert Benton tarafından çekilen aynı isimli film bağlamında, siyaseten doğruculuk, ırkçılık ve kendi mitolojini yaratmak (zorunda kalmak) halleri: Hayatını bir yalan üzerine kurmak: Coleman Silk'in hikayesi...

Katılımcıların seminere katılmadan önce The Human Stain / Robert Benton filmini seyretmeleri önerilir.

Katılım Ücreti: 80TL

Tasavvuf Düşüncesi ve Felsefe İlişkisi - Hilmi Yavuz

23 Nisan 2021 Cuma, 20:30 - 22:00 

-Anadolu tasavvufu. Mevlânâ ve Yunus Emre

Katılım Ücreti: 80TL

Sihir Atölyesi - Kubilay  QB Tuncer⇒

25 Nisan 2021 Pazar Saat 11:00 - 13:00

Bu atölyede, gündelik eşyayla yapılabilecek eğlenceli sihir oyunlarını paylaşacağız ve yaratıcı düşünce konusunda, birlikte kafayı çalıştıracağız.
Atölye öncesinde yanınızda bulunduracağınız malzemeler: Paket lastiği, İskambil destesi, Yüzük, Kibrit, 2 tane tatlı  kaşığı (eş), Kağıt para, Demir para....
 
Katılım Ücreti: 80TL

Tasavvuf Düşüncesi ve Felsefe İlişkisi - Hilmi Yavuz

30 Nisan 2021 Cuma, 20:30 - 22:00 

-Tasavvuf düşüncesi felsefi düşünceye bir alternatif olabilir mi?

Katılım Ücreti: 80TL

Osmanlı Görsel Kültüründe İstanbul İmgesi - Tarkan Okçuoğlu⇒

01 Mayıs 2021 Cumartesi 11:00 - 13:00

Osmanlı görsel kültürünün en zengin temalarından biri başkent İstanbul gerek tarihi metinlerde, gerek divan edebiyatında, gerekse halk metinlerinde bitip tükenmeden yinelenir. Payitahtın görsel temsilleri Balkanlardan, Orta Doğu’ya kadar Osmanlı devletinin geniş coğrafyasına yayılırken, her bölgede belirli ölçülerde üslup, temsil biçimi ve anlam katmanları farklılaşır. Haritalar, resim albümleri, kumaşlar, tepsiler gibi kolay dolaşıma giren sanat ve zanaat ürünlerinin yanı sıra ve çok sayıda duvar resmi İstanbul’un farklı görüntülerini sergiler. Ağırlıklı olarak modernleşme sürecinde çoğalan İstanbul imgelerini  hamiler ve sanatçılar arasındaki ilişki biçimleri, anlam katmanları ve tasvirlerin ikonografik açılımları gibi açılardan yorumlanacak...

Katılım Ücreti: 80TL 

Duyguların Sosyolojisinden Siyasetin Duygularına Bakmak - Ferhat Kentel⇒

2 Mayıs 2021 Pazar 11:00 - 13:00 

Doğuştan, doğadan, genlerden, beyindeki nörolojik faaliyetlerden, “iyi veya kötü” annelerden ya da babalardan ne alırsak alalım, korku, sevinç, kıskançlık, endişe gibi duygular toplum içinde inşa oluyor. Duygusal kontrol, duygusal hizalanma, duygusal sermaye, duygusal titreşim, duygusal enerji, duygusal tahakküm vb. kavramsal araçlarla duyguların katmerleşebildiğini ya da silinip, yerlerini başka duygulara bırakabildiğini görüyoruz. Yani duygular, hiç de eşit olmayan iktidar ilişkileri içinde yüksek derecede birikimler oluşturup, toplumları altüst edecek güzergahlar izleyebiliyorlar. Ve siyaset de sadece parti programları, prosedürler, tutarlı ya da tutarsız ideolojiler değil; duygularla insanları bağlayan bir düzlem. Bu düzlemin içine gündelik hayat sosyolojisinin, din sosyolojisinin ve duygu sosyolojisinin araçlarıyla bakabilirsek, insanların neden bazı kanaatlere ve siyasal pratiklere sonsuz “irrasyonel” ve “duygusal” bir biçimde bağlandıklarını, neden bütün dünyanın radikal biçimde kutuplaştığını “bir miktar” anlayabiliriz.

Katılım Ücreti: 80TL

Sultanı Katletmek: Dedikodu Ne İşe Yarar? Murat Dağlı⇒

21 Mayıs Cuma 20:30 - 22:00

Türk Dil Kurumunun sözlüğüne bakılırsa, dedikodu “Başkalarını çekiştirmek ve kınamak üzere yapılan konuşma, kov, gıybet, kılükal” demek. Nişanyan sözlükte ise meşhur Meninski’ye atıfla “kanıtsız söz, söylenti” anlamı var. Peki, tanımı gereği muğlak ve ele alınması zor bir toplumsal pratik olan dedikodu tarih araştırmasının konusu olabilir mi? Hele, söz konusu olan bir padişah katliyse.

Aslında farklı disiplinler dedikodunun toplumsal rolü üzerinde bir süredir çalışıyor: antropolojiden medya çalışmalarına ve hatta iktisat alanına kadar yapılan araştırmalar var. Tarihçiler de kıyısından köşesinden bu konuya el atmışlar, özellikle arşiv malzemesinin gündelik hayatın ritmini araştırmaya izin verdiği alanlar ve zamanlar için. Yine de Osmanlı tarihinde dedikodu üzerinde çok durulmuş bir konu değil.

Bu kısa sunum, işte, böyle kolaylıkla ele avuca sığmayan, tanımlanması ve kanıtlanması zor bir toplumsal pratiğin, 1622’de II. Osman’ın katlindeki rolünü değerlendirmeye çalışacak. Siyasal, sosyolojik bir bakış açısı ile bakılabilecek olsa da benim esas olarak bakacağım alan dönemin tarihçilerinin yazdıklarında dedikodunun rolü olacak. Yani, bir bakıma bu ilk padişah katlini doğrulamak, failleri saklamak ya da katlin sorumluluğu muğlaklaştırmak için kullanılıp kullanılmadığını anlamaya çalışmak olacak. Tabii, bunu yaparken Osmanlı tarihinin geneli için önemli bir dönem noktası olan bu olayı ittifaklar arası rekabetten, küresel 17. yüzyıl krizine kadar geniş bir tarihsel arka planda değerlendirmek gerekecek.

Soru cevap bölümünde ise istediğiniz kadar dedikodu yaparız. 

Katılım Ücreti: 80TL 

Tatlı Yiyelim Tatlı Konuşalım- Şekerin ve kadim bir ürün olan baklavanın Yakındoğu'daki tarihsel yolculuğu - Ahmet Uhri ⇒

 22 Mayıs 2021 Cumartesi 11:00 - 13:30

Önce şeker ve şekerli tatların antropolojisi, insanın şekeri neden sevdiği, sonrasında da Yakındoğu ve Avrupa'da şekerin yayılışı ve son olarak da şekerli ilk ürünlerden olan baklavanın tarihini...

Katılım Ücreti: 80TL 

Antik Çağda Tarım Bayramları - Nedim Atilla⇒

23 Mayıs 2021 Pazar 11:00 - 13:00

Batı Anadolu'da bugün de yaşamakta pagan izler antik Yunanlıların kendilerine
özgü bir din oluşturmaya çalışırken ortaya çıkan tarım bayramlarının devamı gibidir. Mitler üzerine kurulu eski Helen Dininin tanrıları, tanrıçaları, pantheonu’ , kutsal varlıkları, yarı tanrı-yarı insan tipleri vardı. Bu görülmeyen kimlikler üzerine ahali şenlik ve festivaller yapardı. Aslında her şey hayatın idamesi ile ilgiliydi. Bu şenliklerin büyük çoğunluğu tarım ile ilgiliydi. Çünkü tek geçim kaynağı tarımdı. 

Katılım Ücreti: 80TL

Resimde Sofralar - Emine Önel Kurt⇒  &  Zerrin İren Boynudelik⇒

28 Mayıs 2021 Cuma 20:00 - 22:00

Avrupa sanatında, erken dönem Rönesans’tan günümüze kadar, en basit öğünlerden ziyafet ve kutlama yemeklerine değin her türden yemek yenilen ortam ve bu ortamlarda da her sınıftan insan resmedilmiştir. Masaların bir kısmı son derece mütevazidir, bir kısmıysa alabildiğine şatafatlı. Masa başındakiler bazen antik Yunan tanrıları, bazen kutsal kitaplardan kişiler, bazen köylüler, bazen de krallar, aristokratlar ya da kentsoylulardır. 

Bu sofralar, masadaki yiyecek ve eşyalarla, masa başındakilerin kılık kıyafetleriyle birlikte sınıfsal niteliklere, toplumsal dönüşümlerle birlikte değişen tüketim alışkanlıklarına, mekân kullanımının dönüşümüne, farklı yaşam tarzlarına, sosyal ve ailevi ilişkilere dair görsel kanıtlar olarak sadece sanat tarihi değil kültür tarihi açısından da çok değerlidir.

Bu resimlerde masa başında oturmuş yemek yiyenlerin anlattığı bir hikaye var mıdır? Bu bir şölen midir yoksa basit bir toplantı mı? Yemek masasındakileri tanımamız mümkün müdür? Yoksa zamanın belli bir anının temsili olarak, arkasında herhangi bir öykü taşımadan resmedilmiş bir sofra mıdır? Bu sorulara yanıtlar resimlerin içindeki ipuçlarında yer alır.

Katılım Ücreti: 80TL

"Hannah Arendt" ve Kötülüğün Anatomisi - Soli Özel

29 Mayıs 2021 Cumartesi 11:00 - 13:00

Hannah Arendt 20. yüzyılın en önemli düşünürlerinden birisidir. Totalitarizmin kökleri, insanlık durumu ve Eichmann Kudüs'te: Kötülüğün Sıradanlığı kitapları en bilinen eserlerindendir. Başrolünde Barbara Sukova'nın oynadığı Hannah Arendt filmi soykırım suçlusu Nazi subayı Adolf Eichman'ın yargılanması etrafında inşa edilir. Arendt bu davayı New Yorker dergisi adına izler ve değerlendirmesinde Eichmann'ı kişiliğinden yola çıkarak bu suçun kendi ürettiği "kötülüğün sıradanlığı" bağlamında değerlendirilmesi gerektiğini savunur. Bu nedenle en yakınları çevresinden uzaklaşır, ciddi saldırılara maruz kalır. Bu konuşmada Arendt'in düşüncesinden çok bu dava bağlamında düşünce ahlakı, genelgeçer yaklaşıma kafa tutmanın zorluğu, dürüst düşünürün yalnızlığı gibi temalar işlenecektir...

Katılım Ücreti: 80TL 

Dijital Teknolojilere Heidegger'in Penceresinden Bakmak - Âli Yurtsever⇒

13 Haziran 2021 Pazar 11:00 - 13:00

İnsanlığın teknoloji ile sınavı, son üç yüzyılın tarihinin herhalde en temel belirleyicisidir.  19. Yüzyıl, makinelerin ve makineleşmenin çağıdır; 20. Yüzyılın kaderini, elektrik, elektronik ve otomasyon teknolojileri çizmiştir; içinde yaşadığımız 21. Yüzyılın ise, dijital teknolojilerin ve dijitalleşmenin çağı olarak tarihe geçeceğini (henüz daha yüzyılın ilk çeyreğinin içinde bile olsak) öngörmemiz mümkün.

Modern zamanların teknolojileri, nitelikleri hesaplanabilir niceliklere çevirerek ‘şeyleri’ çerçeveler, tasnifler, sıraya sokar ve “her an kullanılmaya hazır yedek rezervlere” dönüştürürler. Kapitalizm ise, teknolojinin ürünleri bu ‘şeyleri’ pazar dinamiği adını verdiğimiz kurgunun içine çekerek, alınıp satılan metalar haline getirir. Günümüzden 70 küsur yıl önce Heidegger’in insanlığı uyarmaya çalıştığı gidişat, zaten tam da budur işte:  Modern teknoloji, insanın, varoluşu bir takım fizik yasalarına, matematiksel eşitliklere ve türlü çeşitli kritere uygun biçimde sınıflandırarak anlamlandırdığı, ve bu şekilde dünyayı denetim altına almayı hayal ettiği sürecin ürünüdür. Bu sürecin temelinde ise, dünyayı/hayatı/insanı bilimsel bilgiye dayanan ‘kesin’ bir doğrulukla anlama ve kontrol etme dürtüsü yatar. Dolayısı ile teknoloji, makinalar, araç ve gereçler, sistemler, onları kullanan insanlar, vs. değildir. Varlığı böylesine sınıflandıran, sıraya koyan, matematiksel eşitliklere indirgeyen bu zihin durumudur, teknolojinin asıl özü.

Hayatın her alanını değiştirip dönüştüren günümüzün dijital teknolojilerine dönersek, dijitalleştirme, ‘şeylerin’ 1 ve 0 sayılarından oluşan kodlarla temsil edildiği ve temsillerin giderek gerçeğin kendisinin yerini almaya başladığı sürecin adıdır. Dijital temsil, özünde, matematiksel hesaplamanın, yani bilişim diliyle söylersek bir algoritmanın nesnesi yapılabilen, ölçülebilir, hesaplanabilir ve böylece her türlü değiştirilip dönüştürülebilir, yeniden kurgulanabilir, matematiksel bir oluşumdur. Dijital teknolojiler, sadece ‘şeyleri’ değil, insanın her türlü deneyimini de hesaplanabilir kodlara dönüştürürler. Ve hesaplamak sadece sayılarla bir takım işlemler yapmak değildir; hesaplamak, bir şeyi hesaba katmak, onu beklentilerin öngörülebilir bir nesnesi olarak kurmak demektir. Apple, Amazon, Microsoft, Google, Twitter, Instagram, Facebook, WhatsApp, TikTok, Snapchat ve tüm diğerlerinin oynadığı oyun da budur. Deneyimin dijitalleştirilmesi, insan davranışlarının veriye dönüştürülerek, bir dizi öngörülebilirlik kurgularına çevrilmesini mümkün kılar. Günümüz “Gözetim Kapitalizminin” pazar dinamiği içerisine aldığı şeyler de işte bu öngörülebilirliklerdir ki, zaten geriye de pek başka bir şey kalmamıştır.

Katılım Ücreti: 80TL 

Ang Lee ve "Şehvet, Şiddet, Dava" - Soli Özel⇒

20 Haziran Pazar 11:00 - 13:00

ANG LEE - Lust, Caution (Şehvet, Dikkat / Dikkat Şehvet)

Yazan: Bayındırlı Cako

Nefret ettiğiniz birisiyle sevişe sevişe, hele o sevişmeler had safhada şiddet de içeriyorsa, ilişkiniz giderek artan bir tensel tutku dışında boyut içermiyorsa, onu sevmeniz mümkün müdür sizce? Japon filmlerinde çok rastlanan bir temadır bu bildiğiniz gibi. Çiftin arasında mutlaka şiddet boyutu yüksek, saplantısal bir şehvet vardır ve bundan, başta isteksizlik söz konusu olsa bile kaçilamaz. Ya da yalnızca ölüm bu ilişkiyi bitirebilir.

Türkiye’de şehvetin bu gücü çok anlaşılmış ya da üzerine gidilmiş bir tema değil galiba. Şehvetin şiddetle iliskisi ve bunların sevişmeyle aşkla bağlantısı da. Sanırım sebeplerinden birisi bu konularda gerçekten çok derinlere gitmek zorunluluğundan. Her nedense ne edebiyatta ne de filmlerde bu ölçüde derine gidlmiyor ya da ben rastlamadım.

(Okuduktan beri epeyce bir zaman geçmesine rağmen hala hakkında tam kararımı veremediğim Orhan Pamuk’un son romanı Masumiyet Müzesi bu anlamda derinleştirilebilecek karakterlere ve kurguya sahipti sanıyorum. Ama Pamuk o derinliklere dalmamayı tercih etmiş. Kemal’in saplantısı, arada sevişmelerine yaptığı atıflara rağmen, tensel tutku boyutunun fazlasıyla es geçildiği hele kadınların bu tenselliği nasıl yaşadığı hakkında hemen hiç ipucu vermeyen bir şekilde anlatılıyor. Bu 1970li yıllarda kızların flört etmelerine geniş toplumun ters bakıyor olması, damgalanma korkusu, bekaretin önemi gibi gerekçelerle geçiştirilecek bir boyut gibi de gelmiyor bana zira sonuçta romanın kadın karakterleri sevişiyorlar Kemal ile ya da sevgilileriyle. Füsun’un Kemal ile sevişirken ne hissettiğini bilmemek iki hayatı kaydıran bu tutkunun okuyucunun zihninde tam anlamıyla şekillenmesini de bence engelliyor.)

Bu konuya şu sıralarda Digiturk kanallarının birinde de gösterilen bir film nedeniyle girdim. Bir filmin adının nasıl tercüme edildiği o filmi nasıl gördüğümüzü de etkiliyor ve yanlış da yönlendiriebiliyor insanı sanki.   Geçen yıl gösterime girer girmez izlediğim Ang Lee’nin Lust, Caution filminin başına gelmiş bu bence. Filmin adı Şehvet, dikkat. Türkiye’de ise Dikkat şehvet diye gösterime girdi. Bu tercümede şehvete kapılma dikkatli ol vurgusu öne çıkıyor. Halbuki film insanlık halinden bahsediyor asıl ve buradaki vurgu şehvetin nasıl bir güç olduğuna yapılıyor. En azından filmi izlediğinizde ve sonundaki o beklenmedik tercihle karşılaştığınızda bu mesajı almamak mümkün değil.

Ang Lee aşkın, şehvetin ve sevişmenin türlü boyutlarını filmlerinde ele almış bir yönetmen. Filmleri Türkiye’de de çok ses yaptı.  Çizgi dışı filmi Brokeback Mountain’in Türkiye’de tutulması aslında sürpriz sayılır. Eşcinsel iki kovboyun aşkını ve bu aşkın yaşanamamasının yalnızca eşcinselliklerini bulundukları ortamda kabullenemeyecek iki sevgilinin değil dokundukları herkesin hayatını karabasana cevirdiğini anlatan bir filmdi. Daha önceki filmlerinden Buz Fırtınası da burada çok ilgi görmüştü. Ama benim asıl sevdiğim filmi “Ye, iç, kadın erkek” yemek yapmakla aşk/sevgi arasındaki ilişkiyi anlatan ama aynı zamanda Çin’de çözülmekte olan geleneksel aile bağlarının, sarsılan ataerkil otoritenin ve Çin mutfağının muazzam ritüelinin yerini çabuk gıdaya bırakışının hüzünlü bir tanıklığıydı.

Şehvet, dikkat tüm eleştirmenler tarafından beğenilmedi. Bense gördüğümde açıkçası çok etkilendim. 1940ların Japon işgali altındaki Şangay’ında geçen film Çinli yazar Eileen Chang’ın 1950lerde başlayıp yılarca üzerinde uğraştıktan sonra ancak 1979’da bitirdiği bir hikayesinden uyarlanmış. Japon işgalcilerin kurdurduğu hükümetin br üyesine suikast düzenlemek üzere hazırlanan bir planda, üniversiteli öğrenci grubuna dahil bir genç kız öldürecekleri bay Yi’nin evinde eşinin arkadaşlarıyla kart oynayarak onun dikatini çeker. Daha sonra o eve yerleşir ve aralarındaki ilişki de bu sırada başlar.

Bay Yi ile bu oyunu oynayabilmek amacıyla bekaretini gruptan bir arkadaşıyla sevişerek kaybeden genç Wang arasındaki ilk sevişme aslında tam bir tecavüz gibidir. Yi genç kadınla sevişmez ona, fiziksel şiddet de uygulayarak, sahip olur. Ondan sonraki birlikteliklerinde şiddet aralarında giderek yoğunlaşan şehvetin bir parçåsıdır. Sevişmelerde karakterlerin kişilikleri tüm çıplaklığıyla ortaya çıkar. (Filmin sevişme sahneleri olmadan bu ilişkiyi tanımlamak mümkün değildir. Sonunda Wang’ın verdiği kararın inandırıcı olabilmesi için de bu sevişmelerin, içerdikleri gerilimin enerjinin izleyici tarafından görülmesi şarttır. Cinsellikle şiddet arasındaki ilişki bir hayli netamelidir. Çizgileri çizmek doğrularla yanlışları tanımlamak bu ilişkinin niteliğini, nerde koptuğunu ya da kendini nasıl ürettiğini belirlemek kolay değildir. Tutkunun şiddetiyle şiddetin tutkusu arasındaki farkı ya da bağı bulmak da.) Bu şehvet giderek bir bağa ya da bağımlılıga dönüşür. Buradan baştan çıkarma oyununa nefretle başlayan Wang’ın son ana kadar farkedemediği ve uğruna inanılmaz kararını vereceği bir aşk, bay Yi açısından da alışık olmadığı bir şefkat duygusu doğar.

Bir yanıyla ürkütücüdür bu yaşanan zira celladına aşık olan bir kadın hikayesi gibi de okumak mümkündür anlatılan hikayeyi. Ya da her şeyin bir hayal olduğunu görüp, kendini tenine teslim ederek kaçmak diye de. Ama doğrusu kaçılacak bir yer de yoktur.

Katılım Ücreti: 80TL